Aylık arşivler: Mart 2013

Cinsel Aşkın Anatomisi

Cinsel Aşkın Anatomisi tekeşliliğin, zinanın ve boşanmanın doğal tarihi üzerine kapsamlı bir kitap ve bu kitapta anlatılanlar basit gözlerle değil, dünya çapında araştırmalara ve zengin istatistiklere dayanıyor.
Helen E. Fisher, 20. yüzyılda boşanmaların dördüncü ve beşinci yılda yoğunlaşmasını, ilişkilerdeki tutkunun üç-dört yıl sürdüğünün kanıtı olarak kabul ediyor. Cinsel aşkın anatomisi kitabındaki bu tür verilerin basit gözlemlere değil, dünya çapında araştırmalara ve zengin istatistiklere dayandığını belirtmek gerek. Tekeşliliğin, zinanın ve boşanmanın doğal tarihi üzerine kapsamlı bir kitap bu.
Önceki kuşaklarda erkekler kadınlara, bebekleri doğduktan sonra üç-dört yıl sadık kalmasaydı, zaten bir canlı türü olarak varlığımız devam etmeyecekti. Fisher, çok eski dönemlerden beri kadınların bebeklerine bakabilmek için gereksindikleri erkek sadakati süresiyle günümüzdeki aşk ömrü arasında paralellik kuruyor.
Bu süre meselesinde ise işin içine hormonlar giriyor. İnsanlarda oluşan duygulardaki ve bu duyguların süresindeki etkenlerden biri de hormonlar.
Demek ki bugün insanlar, hamilelik süresi 9 ay olan ve sevgiliye genellikle üç-dört yıl bağlı kalmayı sağlayan bir genetik miras taşıyor. Doğrusu, insanın atası olan topluluklarda, özellikle kadınların bu üç-dört yıl içinde bazı küçük kaçamaklar yaptıklarıyla ilgili de epeyce veri var.
İyi ki bizim töre cinayeti eğilimi taşıyan erkeklerin pek kitap okuma alışkanlığı yok. Hele böyle bir kitabı… Okusalardı, atalarının üç-dört yılda bir eş değiştirdiklerini ve çiftleşme konusundaki diğer tutumlarını öğrenip kahrolurlardı veya büyük büyük büyük anneanneleriyle ilgili bu “iftiralar” üzerine bir silah kapıp “Helen adlı o kadını” aramaya çıkarlardı.
Sadece “namus takıntılı herifler” açısından değil, “modern Batılı tipler” için de epeyce rahatsız edici bir kitap bu. Çünkü diğer toplumlarda da hızla yayılan Batılıların bir özelliği, aşk kavramını kutsallaştırmaları. Aşık olmalarında karşılarına çıkan kişinin özelliklerinin o kadar belirleyici olduğuna inanırlar ki, bunun kendi içlerindeki bazı kimyasal sistemlerle ilgisini duymaktan hoşlanmazlar.
Batılı için, eşini (sevgilisini) bir başkası uğruna terk etmek ya da benzer şekilde terk edilmek çok normal olabilir. Ancak bunun gerekçesinin “açıklanamaz” bir aşk olduğuna inanmak ister.
Sahiden de “görünce kalbin çarptığını hissetmek, bir sözünü günlerce düşünüp çeşitli anlamlar çıkarmak, iki saniyelik bakışma için saatlerce uğraşmak” gibi şeyler ne güzeldir. E, başka kitap mı yok; böyle dönemlerinizde okumayın bu kitabı.
Kimin işi?
Ama kabul etmek gerekir ki, bu güzel, bu güzel duygulardaki bozulmaların nedeni, antropolojik ve tarihsel bilgilerin çoğalması değil. Ya da tıptaki gelişmeler, hormonların etkilerinin anlaşılması da pek sorun yaratmıyordur. Asıl sorun, yüz binlerce yıllık geçmişe aykırı olarak insanların hayatına mülkiyet tutkusunun girmesiyle başladı.
İktidar ve mülkiyet ilişkilerini düzenleyen dinlerle bağlantılı olarak ahlak da iki yüzlü bir hale geldi. Kökeni sahip olma ihtirasına dayalı olan bekaret meselesi ortaya çıktı. Cinsellik, hem yok sayıldı hem de sürekli hayatın merkezinde oldu. İlk gecenin sonunda kanlı çarşaf sergilemek gibi uygulamalar, en çok, evlenecek kişilerin birbirlerini son güne kadar görmediği, cinsellik konuşmanın ayıp sayıldığı kültürlerde yaygınlaştı. Hele modern çağlarda iş zıvanadan çıkmaya başladı. Üretim ve paylaşım etkinliklerinin insanlığa aykırı bir toplumsal yapı içinde düzenlenmesinin, elbette ki hayatın bütün alanlarında olumsuz sonuçları olacaktı. Rekabet, hükmetme hedefi, başarı ihtirası sardı her tarafı. Sadece sevgili arayışının mekanları sayılan sosyal ortamlar değil, iki kişi arasındaki özel ilişkiler bile savaş alanına döndü.
Çeşitli alanlarla bağlantılı bu büyük konuda düşünürken, çevreyi alabildiğine genişletebilirsiniz. Ama konunun temelinde, dünyaya yeni gelen bir insanın bakımından sorumlu olmak yattığını göz önünden uzaklaştırmamak gerek. İnsan türünün devamını sağlamakla da ilgili bu sorumluluk, sadece bebeği olan kadınlara ait kabul edilebilir mi? Ne var ki, dünya iktidarlarının, bebek büyütmeyi toplumun ortak sorumluluğu haline getirmek gibi bir dertleri yok.
Ama onların, gelişen sanayi ve ticarette emek maliyetini düşürmek gibi dertleri var. Bu da kadının iş ve sosyal hayata daha fazla katılmasına neden oluyor. Böylece, kadın hakları için mücadele alanı büyüyor. Bu mücadele, bütün insanların hayatının güzelleşmesine, insan türünün sağlıklı yaşamasına yardımcı oluyor, olacak…

2013 TARIM DESTEKLERİ

2013 TARIM DESTEKLERİ
Tarıma 9 milyar lira destek
Geçmiş yıllarda olduğu gibi tarıma desteklerini yine ilk kez DÜNYA açıklıyor. Geçen yıl 7 milyar 552 milyon lira olan tarım destekleri, 2013’te yüzde 19 artışla 8 milyar 975 milyon liraya çıkarıldı. Destek miktarı en fazla artan kalemler hayvancılık, fark ödemeleri (prim) ve alan bazlı destekler oldu.
Saman krizi yem desteklerini artırdı
Hayvancılık sektöründe yaşanan saman krizi ve ilk kez saman ithal edilmesi 2013 tarım desteklerine de yansıdı.Hükümet 2013’te yem bitkileri desteğini artırırken ilk kez kaba yeme de kilo başına 25 kuruş destek verecek.
Tarımsal Destekleme ve Yönlendirme Kurulu tarafından kabul edilen ve Bakanlar Kurulu’na sunulan 2013 tarım desteklerinde alan bazlı olarak adlandırılan gübre, mazot, toprak analizi desteklerinin tamamında artış sağlandı. Alan bazlı diğer desteklerden organik tarımda sadece meyve ve sebze üretiminde destek artırılırken diğer kalemlerde ve iyi tarım uygulamalarında destekler geçen yılın seviyesinde kaldı.
Prim desteği verilen 17 üründen 3’ünde artış var
Fark ödemesi(prim) desteği verilen 17 üründen sadece 3’ünün desteği artırıldı. Bu şanslı 3 ürün kütlü pamuk, zeytinyağı ve aspir oldu. Pamuk primi kilo başına 46 kuruştan 50 kuruşa, aspir primi 40 kuruştan 45 kuruşa ve zeytinyağı primi ise kilo başına 50 kuruştan 60 kuruşa çıkarıldı.
İZMİR- Tarım sektörüne 2013 yılında 8 milyar 975 milyon lira destek verilecek. Geçen yıla göre yüzde 19 artırılan tarım desteklerinde aslan payını alan bazlı destekler, hayvancılık ve fark ödemesi (prim) destekleri aldı.
Gazeteniz DÜNYA geçmiş yıllarda olduğu gibi tarım desteklerini herkesten önce açıklıyor. Beş bakanlığın temsil edildiği Destekleme ve Yönlendirme Kurulu’nda kabul edilen ve Bakanlar Kurulu’nda imzalandıktan sonra Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girecek olan 2013 tarım desteklerinde en yüksek payı 17 üründe verilen fark ödemesi oluşturuyor. 2013 yılında 17 ürüne toplam 3.1 milyar lira destek verilecek. Bu, toplam desteklerin yüzde 34.7’sini oluşturuyor. İkinci sırada ise hayvancılık destekleri var. Bu yıl toplam desteklerin yüzde 27.4’ü olan 2.4 milyar lira destek verilecek. Mazot, gübre, toprak analizi, organik tarım ve iyi tarım uygulamalarını kapsayan alan bazlı desteklerin toplam desteğe oranı ise yüzde 25.7 olacak. Alan bazlı 2.3 milyar lira destek ödenecek.
Prim desteği 3 üründe arttı, 14’ü aynı kaldı
Toplam destek bütçesinden en yüksek payı alan ve 17 üründe verilen fark ödemesi(prim) desteğinde 14 üründe artış yapılmazken sadece 3 üründe prim artışı yapıldı. Buna göre, kütlü pamuk primi kilo başına 46 kuruştan 50 kuruşa, aspir için ödenen prim 40 kuruştan 45 kuruşa ve zeytinyağı primi ise kilo başına 50 kuruştan 60 kuruşa çıkarıldı. Geçen yıl olduğu gibi kilo başına yağlık ayçiçeğine 24 kuruş, soya fasulyesine 50 kuruş, kanolaya 40 kuruş, dane mısıra 4 kuruş, buğday, arpa, çavdar, yulaf, tritikaleye 5 kuruş, çeltik, kuru fasulye, nohut ve mercimekte ise kilo başına 10 kuruş fark ödemesi yapılacak.
Alan bazlı desteklerde artış
Tarımsal Destekleme ve Yönlendirme Kurulu tarafından kabul edilen 2013 tarım desteklerinde alan bazlı olarak adlandırılan gübre, mazot,toprak analizi desteklerinin tamamında artış sağlandı.Alan bazlı diğer desteklerden organik tarımda sadece meyve ve sebze üretiminde destek artırılırken diğer kalemlerde ve iyi tarım uygulamalarında destekler geçen yılın seviyesinde kaldı.
Peyzaj ve süs bitkileri, özel çayır mera, orman emvali alanlar için geçen yıl dekara 2.7 lira olan mazot desteği bu yıl 2.9 lira olarak ödenecek. Gübre desteği ise bu alanlar için 3.7 liradan 4 liraya çıkarıldı. Hububat, yem bitkileri, baklagiller, yumrulu bitkiler, sebze ve meyve alanları için dekar başına 4 lira olan mazot desteği 2013’te 4.3 liraya gübre desteği de 5 liradan 5.5 liraya yükseltildi. Yağlı tohum ve endüstri bitkilerinde ise dekara 7 lira olan mazot desteği 9 lira, 6.3 lira olan gübre desteği de 7 lira oldu.
Gübre ve mazot desteği almak için zorunlu olan toprak analizinin desteği ise geçen yıl olduğu gibi dekara 2.5 lira olarak uygulanacak.
Organik tarımda kısmi artış
Alan bazlı destek kalemlerinden organik tarımda sadece meyve ve sebze üretiminde destek artışı oldu. 2013’te organik olarak üretilen meyve ve sebzede dekar başına üreticilere 50 lira destek verilecek. Tarla bitkilerinde ise geçen yıl olduğu gibi dekara 10 lira ödenecek. İyi tarım uygulamalarında geçen yıl olduğu gibi meyve ve sebze de dekara 25 lira, örtü altı tarımda ise dekara 100 lira destek verilecek. İyi tarımda destek artışı yapılmadı.
Hayvancılığa 3 yeni destek
Bu yıl geçmiş yıllardan farklı olarak 3 yeni destek uygulanacak. Bu desteklerin 3’ü de hayvancılık sektörüne yönelik olacak. Hastalıktan ari hayvancılık işletmelerinde onaylı süt çiftliği sertifikası olan işletmelere hayvan başına 50 lira fazladan destek verilecek. Manda üretimini artırmak için damızlığa ayrılan her manda yavrusu için üreticiye 100 lira destek verilecek. Geçen yıl hayvancılık sektörünün en önemli sorunu haline gelen ve ithalatla çözüme kavuşturulmaya çalışılan saman ve kuru ot için de yeni bir destek öngörülüyor. Buna göre, 2013 yılında kaba yem için kilo başına 25 kuruş destek verilecek.
Saman krizi yem desteklerini artırdı
Hükümet, 2013 yılında sadece saman ve kuru ot üretimini desteklemekle kalmayarak, yem bitkileri üretim desteklerini de artırıyor. Geçen yıla kadar çok yıllık yem bitkileri üretiminde sadece bitkinin ekildiği yıl destek verilirken 2013’ten itibaren her yıl bu destek verilecek. Buna göre daha önce sulu yoncada sadece ekim yılında dekar başına 130 lira olan destek bu yıl dekar başına 50 lira, kuru yoncada dekar başına 30 lira ve korunga için dekar başına 40 lira olarak verilecek. Bu destekler sadece ekim yılında değil her yıl ödenecek. Tek yıllık yem bitkilerinde ise dekar başına 30 lira olan destek 35 liraya çıkarılıyor. Silajlık tek yıllık yem bitkilerinde dekar başına 45 liradan 50 liraya, silajlık sulu mısırda 55 liradan 75 liraya, silajlık kuru mısırda dekar başına destek 30 liradan 35 liraya çıkarıldı. Yapay çayır ve mera için dekar başına ödenen 75 liralık destek ise dekar başına 100 liraya çıkarıldı.
Küçükbaş hayvancılık öne çıkarılıyor
Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, her fırsatta Türkiye’nin büyükbaş hayvancılığa uygun bir ülke olmadığını belirterek “Buğday ile koyun gerisi oyun” deyimini hatırlatıyor. Eker’in dile getirdiği bu görüş hayvancılık desteklerine de yansıyor. Küçükbaş hayvancılık destekleri her yıl biraz daha artırılıyor. 2013’te de küçükbaş hayvancılık desteklerinin tamamında artış yapılması dikkat çekiyor. Geçen yıl koyun ve keçide hayvan başına 18 lira olan destek bu yıl 20 liraya çıkarılıyor. Koyun, keçi ve manda sütüne verilen litre başına 15 kuruşluk prim de 2013’te 20 kuruşa çıkarıldı.
Büyükbaş hayvan destekleri artmadı
Küçükbaş hayvan destekleri artarken büyükbaş hayvancılık desteklerinde artış yapılmadı. 2012’de olduğu gibi 2013’te de sığırda hayvan başına 225 lira, etçi ırklarda ve mandada hayvan başına 350 lira, besi hayvanı için hayvan başına 300 lira destek verilecek. Islah Amaçlı Küçükbaş Hayvan Yetiştirici Birliklerine yürüttükleri proje kapsamında hayvan başına 18 lira olan destek ise 20 liraya çıkarıldı. (01 Mart 2013, STD & Dünya Gazetesi)