Aylık arşivler: Ekim 2012

‘Allah’ın Sadık Kulu: Barla’ filminin hikayesi

Yakında sinemalarda göreceğimiz Türkiye’nin ilk uzun metrajlı motion capture tekniğiyle çekilmiş filmi olan Allah’ın Sadık Kulu: Barla filmi yönetmeniyle bir söyleşi gerçekleştirdik. Yönetmen Esin Orhan’ın güler yüzlülüğü ve bilgi birikimini gösteren konuşmalarıyla zaman nasıl geçti bilemedik. Heyecanla vizyona girmesini beklediğimiz filmin yönetmenine ve ekibine tekrar teşekkür ediyoruz. Söyleşimiz Allah’ın Sadık Kulu : Barla filmi hakkında ve yönetmen Esin hanımla yapılan ilk söyleşiolma özelliğini de taşıyor. Sinefesto.com ailesi olarak bundan çok mutluyuz.
Esin Orhan, Marmara Üniversitesi Radyo Sinema ve Televizyon Bölümü mezunu bir yönetmen. 1997 yılında Samanyolu Televizyonu’nda kadın ve çocuk programlarında asistanlık yaparak işe başlamış ve birçok başarılı işe imza atmıştır. Çocukların ilgiyle seyrettiği Tarçın ve Arkadaşları TV programında yardımcı yönetmenlik, Yeşil Oba’da yönetmenlik görevini üstlenmiştir. Bu günlerde Samanyolu Televizyonu bünyesinde kurulan Çizgi Film biriminin yöneticisi olarak
Allah’ın Sadık Kulu : Barla filmini ekibiyle birlikte tamamladı.
İşte filmle ilgili merak ettiklerimiz:
Meryem :Filmin konusundan bahsedebilir misiniz?
Esin Orhan : Film, Üstad Hazretleri’nin Barla’ya 1927’de sürgün edilişini ve 1934 yılında tekrar sürgünden dönüşünü konu ediyor. Ancak film şöyle başlıyor: Üstad Hazretleri sürgünden on sene sonra Barla’ya geliyor. Artık özgür bir halde. Barla’ya geldikten sonra eski dostlarını,arkadaşlarını görüyor. Oradan bir flashbackle asıl sürgün zamanına dönüyoruz.
Meryem : Animasyon filmi yapmak fikri nasıl ortaya çıktı ? Bunun çalıştığınız Çizgi Film birimiyle bir ilişkisi var mı?
Esin Orhan : Samanyolu TV bünyesinde Çizgi Film birimimiz kuruldu. Amacımız şuydu:Bizim çok önemli değerlerimiz var. Hikayelerimiz var. Kahramanlarımız var. Ancak biz bunları çok fazla ekranlara aktaramıyoruz.Bizim çocuklarımız Spidermanlerle, Bakuganlarla, Ben 10′lerle büyüyor. Bunlar gibi kahraman sayılabilecek çizgi filmleri izlemeyi tercih ediyor çocuklar. Herkesin içinde bir kahraman olma dürtüsü vardır. Bir kahramanla özdeşleşmek ister. Ama doğru ve düzgün birilerinin anlatılması lazım çocuklara.
Meryem :Filmde hedef kitleniz kimdir?  
Esin Orhan : Çizgi film birimimiz çocuklara yönelik kuruldu ama Allah’ın Sadık Kulu:Barla çocuklara yönelik bir çalışma değil. Genel izleyici kitlesine hitap eden bir çalışma. Bunun altını çizmek gerekir.Ama içinde çocuklara sıcak gelecek hikayelerin yer aldığı bir yapım. Üstad Hazretleri’nin Barla dönemini herkese görsel bir şekilde anlatmak için animasyon tekniğini kullandık.

Meryem : Nasıl bir anlatım izlendi? Ne kadar ayrıntıya yer veriliyor filmde?
Esin Orhan :Elbette ki bütün detaylarıyla anlatması mümkün değil. Ama netice itibariyle Üstad’ı merkeze alıp, Üstad Hazretleri’nin oraya nasıl sürgün edilişini, ilim insanı olarak, ibadetinde titiz bir insan olarak nasıl yaşadığını, bu yaşayışının başkaları tarafından yanlış anlaşılıp, sürgün edilişini anlatıyor. Aslında amacının yazı yazmak, ilmi yaygınlaştırmak olduğunu, o dönemdeki asrın getirdiği tereddütlere vereceği cevapların pek çok insana ufuk olabileceğini  belirtiyor. Bu anlamda yapılmış bir eser.
Meryem : Karakterler gerçekleriyle birebir modellenmiş.  Bunu yaparken  nelere dikkat edildi?
Esin Orhan : Senaryo yazılıp gelmişti bize. Birim kurulduktan sonra bu senaryoyu nasıl realize edebiliriz diye düşündük. İlk önce, stilize bir karakter mi ortaya çıkarsak, dedik. Ama hemen bu fikirden caydık, çünkü herkesin kafasında bir Üstad imajı var. Dolayısıyla o imajdan bağımsız bir şey yapmak istemedik. Hal böyle olunca iş, bizi daha reel olmaya götürdü. O zaman fotoğraflardan yararlanma kararı aldık. Üstad ve talebeleri kendi orijinal fotoğraflarına bakılarak üç boyutlu olarak modellendiler.
Meryem : Fotoğraflardan üç boyutlu modellemek zor değil mi?
Esin Orhan : Burada şöyle bir sıkıntı olabiliyor. Üç boyutlu modellenirken daha fazla fotoğraf, daha farklı açılardan çekilmiş fotoğraflar bizim çok daha işimize yarıyor. Örneğin sizi önden gördüğümle üç boyutlu tasarlayabilmem çok mümkün değil. Dolayısıyla bütün bu detaylara ihtiyacımız var. Ama o dönemki mevcut imkanlar buna fazla el vermediği için,biz kendimiz modellemeye çalıştık. Genel olarak ama şu ana kadar karakterleri gören insanlar, gerçeğe yakın, diyebiliyorlar. O anlamda iyi bir şey yaptığımızı düşünüyoruz. Doğru bir yerden çıkmışız ve doğru bir sonuca varmışız diye düşünüyoruz. Ama reel bir işe soyununca aslında biraz da zorluklar çıkabiliyor.
Meryem : Ne gibi zorluklar?
Esin Orhan : Film, motion capture tekniğiyle yapılmış ilk uzun metraj animasyon film. Motion capture tekniğinin amacı zaten insan hareketlerinin animasyon karakterlerine giydirmek. O teknik daha reel bir teknik. O zaman biz karakterlerimizi böyle yapıyoruz, dedik. Hareketleri zaten oyuncularla bire bir sahne ne gerektiriyorsa gerçekleştiriyoruz. Yönetmen normal bir dizi setinde bir sinema setinde oyuncuyu nasıl yönlendirir, o sahne nasıl kurgulanır ise biz de aynen bunu sanal bir ortamda yapıyoruz. Bu hareketler belli aşamalardan geçtikten sonra üç boyutlu olarak tasarlanmış modele giydiriliyor. Karakterin hareket etmesi saptanıyor. Reel olan işlerde şu zorluk çıkıyor. Normal stilize karakterlere baktığımızda nasıldır? Gülmeleri farklıdır, konuşmaları farklıdır. Yapılacak herhangi bir teknik hata göze batmaz. Onun olağan bir hareketi gibi görünür. Ama bizde öyle olmuyor. Reel bir işe motive oluyorsunuz. Olabildiğince reel yapalım diye düşünüyorsunuz. Sonuçta Üstad Hazretleri var. Yürümesini düzgün yapalım, yanlış bir anlama sebep vermeyelim gibi titizlikler de olunca; iş tabii ki daha da zorlaşıyor.Ama üç buçuk sene içinde bitirdik biz bu projeyi.
Meryem : Üç buçuk sene uzun bir süre değil mi?
Esin Orhan : Bu üç buçuk sene, aslında animasyon dünyasında uzunca bir süre değil.  Uzun seneler çalışılması, animasyonun doğasında olan bir şey. Animasyonu normal bir sinema filmiyle karşılaştırmanız çok yanlış. Türkiye’de sinema filmleri üç ayda bitiyor. Üç ayla üç buçuk yılı kıyaslayınca aslında uzun bir süreç ve herkesin: Nasıl olacak yani? dediği bir süreç.
Ama bu anlamda Samanyolu TV ciddi bir cesaret örneği ve destekle bu birimi kurdu. Herkesin göze alıp yapabileceği bir şey değil.
Meryem :Bu anlamda siz şanslısınız.
Esin Orhan :Biz bakıyoruz internet sitelerine, animasyon filmlerinin haberleri çıkıyor. Biz seviniyoruz rakipler geliyor diye. Çünkü rekabet de işin kalitesini artıran bir şey. Ama bir süre sonra bakıyoruz, proje belli bir aşamaya geldikten sonra sonlanmış. Ya üretici firma batmış, ya kaynak eksikliğinden dolayı devam edilememiş. Ya süreç çok uzun gelmiş. Bu anlamda televizyon bünyesinde olmanın, onun desteğini almanın bir gücü var. Onunla birlikte devam edebiliyorsunuz. Çünkü bugün, animasyon piyasasına baktığınızda, ciddi uzun metraj sinema filmi yapabilecek ekipler yok. Çok iyi animatörlerimiz var. O anlamda söylemiyorum. Dünya çapında animatörlerimiz var ama pek çoğu ya yurt dışında çalışıyorlar. Ya da bireyselde çok önemli çalışmalara imza atabiliyorlar. Biz Türkiye’de ekip olarak bir ilk olduğumuzu düşünüyoruz. Bir proje yapmayı direten ve onu bir şekilde sonlandıran anlamında ilk ekibiz.
Meryem : Kimlerle çalıştınız peki?
Esin Orhan : Biz konsept art çalışmalarında projenin ilk başında 3,5 sene önce Türkiye’nin en önemli isimlerinden biri olan Hüseyin Yıldız’la birkaç konsept çalışması yapmıştık. Ve şöyle demişti : “Ya Esin Hanım siz başlıyorsunuz ama?” Bizi de çok üzmek istemiyor. Ama bu işin sonlanamayacağına dair de kuşkuları var. Geçenlerde bir daha görüştük.” Siz bitirmişsiniz Esin hanım” dedi. Bitmiş iş, en iyi iş hakikaten. Mesele bir işe başlayıp bitirebilme meselesi. Elbette ki eksiği, teknik sıkıntıları olabiliyor. Bir de sınırsız bir şey bu. Ekledikçe ekleyebileceğiniz… Dünyaya da baktığınızda animasyon filmi deyince, animasyon film ama bu insanlar en iyi örneklerini yapan insanlar, salt bir programın kullanıcısı değiller.  Bu programları geliştiriyorlar. Yazılımcıları var. Destekçileri var. Birçok teknik ayrıntıları var. Dolayısıyla böyle bir destekle yürüyen bir iş zaten. Öyle olunca bu iş sınırsız. Bunun mutlaka çok daha iyisi iyisi iyisi yapılabilir ama bu bir süreç  içerisinde böyle bir ekiple -ki ekip arkadaşlarımız alanında uzman arkadaşlar- ve kendimize bir süre koyduğumuzdan dolayı bu süreç içerisinde iyi bir sonuç yakaladığımızı umuyoruz inşAllah.
 
Meryem : Projenin sinema filmi olmasına nasıl karar verildi?
Esin Orhan : Sinema yapalım mı düşüncesiyle yola çıkmadık. Bir senaryo vardı zaten. Animasyon amacıyla yazılmış Allah’ın Sadık Kulu : Barla vardı proje olarak. Ama biz yapmaya başladık. Konsept çalışmaları, tasarımlar, karakterler… Gelen geri dönüşlerden şunu gördük. İş kaliteye doğru gidiyor. İlk kurulan bir ekipten çok kaliteli iş beklemek , çok zor olabiliyor. Ama biz dedik ki  gelip geçici bir iş olmasın, titizlik gösterelim. Oya yapar gibi, kanaviçe işler gibi sahneleri  işledik. O dönemin eşyalarını kullanmaya çalıştık. Eksiklikleri var mı elbette var. Eklenecek şeyler olabilir. Ama bazı şeylerden fedakarlık etmek zorunda kalıyorsunuz. Belli bir standarda oturtuyorsunuz. Dolayısıyla biz bu standartta iş yapalım ve işi sonlandıralım,dedik. Sonuçta bir eser ortaya çıkartmak istiyorsunuz. Dediğim gibi sınırsız bir iş, yaptıkça daha üst çıtalara çekilebilecek bir iş.
Meryem : İlk sinema filmi yönetmenliğiniz. Siz nasıl hissediyorsunuz?
Esin Orhan :Sinemada seyrettikten sonra sanıyorum duygusal kısmı gelebilir. Şu an çok bilincinde değilim diye düşünüyorum. Ne olacak, merak ediyorum. Geri dönüşler çok önemli bizim için. Geri dönüşlerin iyi olması da, aslında bizi umutlandıracak şeyler olacak. Evet gerçekten bu işte devam etmeliyiz,dedirtecek şeyler olacaktır. Bu olmasa da neticede böyle bir ekip kurulmuş, bu tür işler yapmaya devam etmek istiyoruz. Elbette ki hiçbir sinema eseri evimizde seyretmek üzere yaptığımız işler değildir. Birileriyle paylaşmak amacıyla yapılmış işlerdir. Dolayısıyla paylaşım sürecinin olumlu geçmesi, olumlu geri dönüşlerin olması hem işi hem ekibi güçlendirecektir.
Meryem : Filmin konusunun Barla olması, devamı gelecek düşüncesini uyandırıyor.
Esin Orhan : Barla, Risalelerin ilk çıkış noktası, o yüzden önemli ve değerli . Senaryonun yola çıkış amacı oydu zaten. Bir sinema eseri olarak bütün hayatını konu edinmeye çalışmamız, çok zor bir anlatım. Seyircinin de aklını karıştıracak bir anlatım aslında. Öyle olunca dedik ki, sınırlandırılsın. Sadece Barla’yı anlatsın, diye düşündük. Devamı gelir mi ? inşAllah gelir.
Meryem : Belli konular üzerine gidildi mi? Örneğin fragmanlarda çocuklara hitap edebilecek sahneler görüyoruz.
Esin Orhan : Filmin merkezi Üstad Hazretleri. Üstadı konu edindiğimiz için Üstad’ın çevresindekiler, orada değişimler de ekleniyor. Çocuklara yönelik şöyle bir şey var. Bir kere çocuk karakterimiz var: Mustafa. O karakterin gözüyle Üstad’ı görüyoruz. Mustafa, Üstad’a yakın bir evde oturuyor. O’nu gece gündüz gözlemliyor. Aynı zamanda dedesi var ve O’nu dedesiyle kıyaslıyor. Üstad gece boyu ibadette. Sabah kalkıyor, Üstad hala ibadette. Böyle bir kişiliğin nasıl olacağına dair soruları var. Üstad Hazretleri ile güzel bir iletişimi var. Üstad Hazretlerinin ona dua öğrettiği bir sahne var. Dedesiyle o duayı geliştirmek istiyor ama dedesi çok yorgun olduğunu söylüyor.
Oralarda hani çocukların duyguları yakalanabilir. Üstad’ın zaten çocuklar hakkındaki hassasiyetini ve merhametini de biliyoruz.  Sonuçta çok şey yapmak istiyorsunuz dediğim gibi çok sınırsız bir dünya. Ama onları yapmak için çok daha büyük ekiplerle, ciddi teknik donanımlarla birlikte gelecek şeyler. O anlamda tam arzu edilen düzeyde olamayabilir ama. Bu anlamda çocukları yakalayabileceğini düşünüyoruz.
Meryem : Filmde Üstad Hazretleri ile ilgili bilmediklerimizi de öğrenebilecek miyiz? Mesela internette afişi gören birinin şöyle yorum yaptığını görmüştüm : Üstad’ın gözleri mavi mi?
Esin Orhan : En dikkat çeken bu. Üstad Hazretlerinin çakır mavi denilen bir renk tonuymuş gözü. O detayları filmi izledikten sonra siz bulun. Hangilerini biliyoruz, hangilerini bilmiyoruz; onu seyirciye bırakalım. Herkesin bildiği eşit değil sonuçta. Onu seyrettikten sonraya bırakalım.
Meryem : Filmin müziklerini Budapeşte Senfoni Orkestrası’ndan duyacağız. Nasıl karar verildi buna?
Esin Orhan : Müzikler Aria grubundan Bora Ebeoğlu ve Cengiz Onural tarafından bestelendi ve yapıldılar. Biz istiyorduk ki bu çok güzel, iyi, hoş ama öyle görseller var ki orada müzikle hissetmek istiyorsunuz. Ama bunu normal bilgisayar kaydıyla yapmak, çok doğru olmayacak. Zaten sinemaya çıkarıyorsunuz,bir orkestranın yer alması gerekiyordu. Araştırdık , en iyi kim olabilir diye. Müzik grubumuz olsun, TV yöneticileri olsun, Budapeşte Senfoni Orkestrasını iyi buldular. Orada 70 kişilik bir orkestrayla bütün besteler çalındı. Ama öyle bir şey olmuş ki, yabancı ,Türkçe bilmeyen sanatçılar sahneleri izlerken, sahnede ne anlatmak istemiştiniz ona göre devam edelim, demişler. Orada doğaçlama yola çıkılan, onların da katkılarıyla artı bir yön kazanan olan müzikleri oldu inşAllah. Böyle bir titizlikle çalışılmış yani.Biz de soundtracklarımızın  güzel olacağını düşünüyoruz. Filmin içinde de sürpriz bir bölüm olacak müzik anlamında . Beğenilir inşAllah.
 
Meryem : Film ortaya çıkarken  problemler yaşadınız mı?
Esin Orhan : Animasyon olup da problem yaşanılmaz mı? Sıkıntı her türlü sette olabiliyor. Üç buçuk sene çalışınca bir proje üzerinde, genel motivasyonlarda inişler çıkışlar olabiliyor; ekip içerisinde o enerjiyi  tepe noktada tutmak zor oluyor. Ama Üstad Hazretlerinin hayatı konu olunca, moral yüksek oluyor.
Animasyon olunca belli bir noktaya kadar siz yapıyorsunuz, belli bir noktadan sonra bilgisayara bırakıyorsunuz.O noktada zorluklar oldu. Sahneyi düzenlemişizdir mesela.  Artık rendera basılacaktır. Hatta rendera basılmıştır. Ertesi gün bir bakarsınız , sahnede karakterin eli yok. Verdiğiniz sahneye bakıyorsunuz, eller mevcut ama anlayamadığınız bir detaydan karakterin ellerinin olmadığını görüyorsunuz. Bu tür şeyler olabiliyor. İşin içinde bilgisayar var. Bazen unutulan şeyler olabiliyor. Doktorlar unutur ya ameliyatlarda bir şeyler. Vardır öyle şehir efsaneleri.  Bizde de unutulan şeyler oldu. Karakterin yürüdüğü bir mekanda yanlış yerde duran bir sandalye var mesela, karakter sandalyenin içinden geçiyor.
Meryem : Bu proje yaparken siz neler öğrendiniz? Proje size ne kattı ?
Esin Orhan : Geri dönüşlerle o kadar tecrübe kazandık ki hataların nelere mal olduğunu veya nasıl düzenekle yaptığınızda nasıl doğru sonuçlar aldığınızı çok daha iyi biliyorsunuz. Şu an en iyi noktadayız diye düşünüyoruz. Ama çıtayı yükseltebiliriz. Çıtayı yükseltmekten kaynaklanan mutlaka detaylar artabilir. Ama şunu görüyoruz. Bir sahneyi uyguluyoruz. Üç boyutlu mekana karakterleri konumlandırıyoruz. Drama gibi işleniyor sahneler. Ne anlamda? Işık anlamında.daram ışığı kullanılmaya çalışıldı. Bu animasyon tekniğinde zor gerçekten. Ama biz bu yapımın daha gerçekçi olmasını istediğimiz için kullandık. Siz oturuyorsunuz; sahnede ışık şuradan olsun diyebiliyorsunuz. Ama renderda çıkmasını dört gözle bekliyorsunuz. İstediğiniz gibi çıkınca o zaman mutlu oluyorsunuz.
Meryem : Filmin yapımını bitirdiğiniz de film sinema izleyicisiyle buluştuğunda amacınız yerine gelmiş olacak mı? Filmle ilgili başka amaçlarınız var mı?
Esin Orhan : Konu edindiğimiz Üstad Hazretleri. Herkesin DVD arşivi var.  Çocuklarınıza ara ara oturup Risale okutmanız zor olabilir. Ama Üstad’ı bilir. Onun hayatını resimlerle anlatmak, bir hikaye örgüsü etrafında anlatmak daha değerli ve akılda kalıcı bir şeydir. Amacımızın bu olduğunu düşünüyorum.
Meryem : Bu projenizden sonra başka proje planlarınız var mı?
Esin Orhan : Kısa ara verip TV’ye yönelik işler yapmayı daha sonra sinemayı düşünüyoruz.  Ama bunlar geri dönüşlerle ilgili şeyler.
Meryem : Proje yapım aşamasında danışmanlarınız kimlerdi?
Esin Orhan :Rıdvan Kızıltepe, Ali Sacit ve Zeynep Kayadelen’e ait senaryo yazımı. Bu aşamada Abdullah Aymaz, Ali Ünal, Metin Yağmur gibi isimler  senaryoya destek ve danışmanlık yaptılar. Doğru bir kaynaktan beslendiğimizi düşünüyorum. Animasyon aşamasında ise Türkiye’de ve dünyanın farklı yerlerinde olan kişilerle irtibatta olduk. Takıldığımız noktalarda soru soruyorduk ama genel olarak ekip içinde hallettik sorunlarımızı.
Meryem : Üstad’ı kim seslendirdi ? Nasıl seçildi ?
Esin Orhan : Enver Seyitoğlu seslendirdi. Sinema başka bir şey.  O yüzden ses, diğer seslerden öne çıkan bir ses olsun istiyorduk. Çünkü o ana karakterdi. Baskın bir ses olsun istiyorduk.  Farklı farklı denemelerimiz oldu.Bu anlamda Enver Bey en son kararımız oldu. Enver Bey’in Arapça bilgisi de bu anlamda iyi oldu. Çünkü seslendirmede şöyle  sorunlar olabiliyor. Filmde Kur’an’dan bir yer okutmak istiyorsunuz , her daim bu mümkün olmayabiliyor. Her ağza yakışmayabiliyor. Dolayısıyla o yakışanı bulmaktı amaç. Bu anlamda tercihimiz iyi oldu. İnşAllah geri dönüşler de iyi olur.
 Meryem : Sizin bu projeden sonra animasyon alanında yapacağınız işler var mı? Hedefleriniz neler?
Esin Orhan : Çocuklarımıza kahramanlık duyguları aşılayabilmek, bizden birilerini gösterebilmek istiyorum ama bunu da güzel tekniklerle yapmak istiyorum. Bu çağda artık  belli bir kalitenin altına düşmemek, onun ötesinde iş yapmak için gayretli olmak lazım. Tabi ki zor. Ekiplerin olmamasından dolayı zor. Bir şekilde amaçladığınızda hedefe ulaşırsınız diye düşünüyorum.
Meryem : Peki en büyük ödül ne olur bu projede?
Esin Orhan : Seyircinin seyretmesi,beğenmesidir ödül.
 
Röportaj : Meryem Genç
Fotoğraf : Nurbeyza Güneş
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Piyasanın yeni aktörleri “Borç kapatılır A.Ş”ler

Kredi kartı borçlularının içerisinde bulunduğu zorluktan faydalanan, finansal hizmet vermek için hiçbir yasal zemini olmayan şirketler, kart sahiplerine olmadık vaatlerde bulunuyor. Kredi kartı sahiplerinin çaresizliklerinden faydalanan bu şirketler, borca 36 aya kadar taksit yapıyor, talep edilirse kapıya kadar özel kurye bile gönderiyor ama kendi adreslerini sır gibi saklıyor.

KAYNAK: ANADOLU AJANSI

Sayıları hızla artan bu şirketlerin büyük bir kısmı kredi kartı sahiplerine internet üzerinde ulaşıyor. Kredi kartı sahiplerinin borçlarını kapattıktan sonra üzerine kendi komisyonlarını da ekleyerek, aynı kredi kartına bir ürün satılmış gibi borcu yeniden 12-36 ay arası bir vadeyle taksitlendiriyor.
Kredi kartı taksitlendirmesi yapan ve “DH Danışmanlık” adı altında çalışan şirket, internet sitesi üzerinden, 36 aya kadar kart taksitlendirme yapabildiklerini, müşterilerine gerekirse nakit avans da çektirebilecekleri vaadinde bulunuyor. Şirket, 10 bin liranın üstünde meblağlar için özel hizmet sunduklarını belirterek, özel telefon hatlarından kendilerine ulaşılabileceği bilgisini paylaşıyor. Yine bu şirket internet sitesinde, “Eğer isterseniz çalışanlarımızdan birini adresinize gönderebiliriz” ifadesi yer alıyor.
GT Danışmanlık adı altında faaliyet gösteren başka bir şirket de yine internet sitesi üzerinden, “Vade farkı tutarı kadar limitiniz olduğu takdirde bir veya daha fazla kredi kartınıza ait borcunuzu taksitlendirebiliriz” vaadiyle kart borçlularına umut dağıtıyor.
Danışmanlık hizmeti verdiği iddiasında da bulunan şirketler, kredi kartı vade farkı için kullanılabilir limiti olmayan kredi kartı sahiplerine de, şu tavsiye bulunuyor:
“Borcu ödenen kredi kartınızın haricinde,yeterli limiti olan başka bir kredi kartınızı veya kartlarınızı da kullanabilirsiniz.”
Kredi kartı sahibinin bu şirketlere yasal durumlarını sormaları ihtimaline karşı borcunu taksitlendirmek için gelen müşteriden herhangi bir resmi belge talepleri de bulunmuyor.

“Kağıt üstünde satış yapılıyor”
GT Danışmanlık’tan ismini vermek istemeyen müşteri temsilcisi, AA muhabirine, 10 bin liralık bir borcu nasıl taksitledirdiklerini şöyle anlattı:

“10 bin liralık borcunuzu üzerine bin 600 ekleyerek biz ödüyoruz. Daha sonra bunu bir satış yapmışız, bir elektronik mağazasından dizüstü almışsınız gibi, kartınızla anlaşmalı olduğumuz kurumdan taksitle yeniden çekim yapıyoruz. Aslında satılan mal ya da ürün yok.”
Müşteri temsilcilisi, adeta bir banka çalışanı gibi hareket ederek,”Borçlarınızı şubat ayına erteleyebiliriz” diyor.
İnternette yüzlerce benzeri olan şirketlerden bir diğeri de “Ankara Finans” adıyla faaliyet gösteriyor. Bütün işlemlerinin yasal olduğunu iddia eden bu şirket de, nedense şirketin adresine internet sitesinde yer vermiyor.
Şirket, “Tüm işlemler için sizden kredi kartınız, kartlarınız haricinde hiçbir belge istemiyoruz. Senet, gelir belgesi, imza, kefil, yok” tanıtımı ile zor durumda olan kredi kartı sahiplerine çağrıda bulunuyor.
Bu şirketin Ankara yetkilisi de tam ismini vermekten kaçınırken, 10 bin liralık borç için yaptıkları taksitlendirme tekliflerinin şehirden şehire değişiklik gösterdiğini kaydetti. Yetkili, “Eğer Ankara’da olsaydınız yüzde 12’ye hallederdik ama İstanbul’da oranlar biraz daha fazla, yüzde 15 gibi” dedi.
“Ben sizi İstanbul’da Mecidiyeköy’deki şubemize yönlendireyim” diyen yetkili, adres bilgisi istendiğinde ise sadece İstanbul şubesinin telefon numarasını vermekle yetindi.
İsmini açıklamayan yetkilinin verdiği bilgilere göre, bu şirket kredi kartı borçlarını şu şekilde kapatıyor:
10 bin liranın üzerine bin 300 lira faiz eklenerek, limiti uygun olan karta borç muadili şirketler gibi yatırılıyor. Bu borç yeniden aynı karta ya da farklı kartlara çekiliyor. Yine sanki bir ürün satılmış gibi yapılırken, bir finans kurumu ile işlem yapılmadığı için kart sahibini koruyabilecek hiçbir yasal çerçeve bulunmuyor. Aslında bir ürün satışı da yapılmadığı için tüketici olarak gözükmeyen kart sahibi, tüketiciyi koruyucu hiçbir düzenlemeden faydalanamıyor.