Aylık arşivler: Şubat 2011

Tarım Mumyaları: Çin Tezlerini Sarsan 3 Bin Yıllık Dolan Güzeli Uygur Türklerinin Yeni İdolü

Tarım Mumyaları: Çin Tezlerini Sarsan 3 Bin Yıllık “Dolan Güzeli” Uygur Türklerinin Yeni İdolü
 Kılıç Kanat- (ABD) – (*)      
ABD’deki bir sergiden Çin Hükümeti’nin geri çektiği “Dolan Güzeli” mumyası, Çin ile Uygurlar arasında süren tarihi miras tartışmasını alevlendirdi. Olayın başlangıcı 1978 yılında Doğu Türkistan’daki Tarım havzasında bir grup arkeologun bulduğu bozulmamış 3 bin yıllık mumyalara dayanıyor. Çin’in bu bölgeye gelişi İÖ ikinci yüz yılda başlıyor. Ancak Uygurlar Tarım bölgesinde kendi kültür köklerinin iki bin yıl öncesine uzandığı görüşünde. Mumyalar arasında bulunan güzel genç kadına “Dolan güzeli” adı verildi. Bu güzel kadın, 3 bin yıl öncesinden uzanıp Çin’in bölgeye dönük milliyetçi tezlerini sarsmayı başardı.
Sebald denemelerinin yer aldığı Campo Santo kitabında Korsika’da ziyaret ettiği bir mezar yerini tasvir ederken mezartaşlarının diziliş sırası ve biçimi ve mezartaşları üzerindeki detayları uzun uzadıya anlatır. (W.G. Sebald 2001’de 57 yaşında otomobil kazasında ölen Alman yazar. Türkçeye “Göçmenler” ve “Austerlitz” adlı kitapları çevrildi.) Ancak Sebald’a mezarda en çarpıcı gelen unsurların başında o mezar yerlerine gömülen ölülerin yattıkları toprak parçasına ne kadar güçlü bir şekilde sahip çıktığı gelir.

Bölgede yaşanan düşman işgalleri, siyasi baskılar ve mübadeleler Piana mezarlığında yatan ölüleri ne yerlerinden edebilmiş, ne de yaşayanların aksine sürgüne gönderebilmişti. Ayrıca, bölgeyi yıllar boyunca ele geçirmeyi başaran hiçbir güç de orada yatan ölülerin yattığı yerde hak iddia edememişti. Bu sebeple ölüler çoğu zaman yaşayanlardan çok daha fazla topraklarına sahip çıkmış ve bölgeyi ele geçiren güçlerin başedemediği bir meşruiyet krizi yaşatabilmişti.
ABD medyası Tarım mumyalarını tartışıyor
Son haftalarda özellikle Amerikan medyasında yeniden canlanan Tarım mumyaları tartışması aslında Sebald’in yazdıklarını hatıra getiren cinsten bir olay. Çin devletinin mumyalar karşısında yaşadığı kafa karışıklığı ve acziyet ifade eden çırpınmaları Sebald’ın bahsettiği gibi sadece birkaç ölünün bile dünyanın süper gücü olma rüyaları görmeye başlayan koca bir devletin tarihsel dayanak ve meşruiyetini ne şekilde sarsabileceğini gözler önüne seriyor.
Mumyaların ve geçtiğimiz ay içinde yaşanan tartışmaların öyküsü 1978 yılında bir grup arkeoloğun bugün Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içinde olan Doğu Türkistan bölgesinin Tarım havzasında yaptığı kazılar sırasında yüze yakın mumya ile karşılaşmasıyla başlar.
Mumyalar bölgedeki kuru iklim ve kum fırtınaları sebebiyle doğal yollarla en iyi şekilde muhafaza edilmiş ve özellikle yüz hatları ve kıyafetleri uzmanları oldukça şaşırtmıştı.
Mesela iki metre uzunluğunda olan erkek mumyanın üstünde tarihin en eski pantolonu bulunuyor ve çocuk yaşlarda öldüğü tahmin edilen başka bir mumya ise daha önce eşine az rastlanan bir dokuma beze sarılı bir biçimde yatıyordu.
Mumyaların bulunmasından sonra yaşanan şaşkınlık ve keşif heyecanını takip eden günlerde mumyalar yeni bir tartışmanın merkezine oturdu.  Bu mumyalar binlerce yıl öncesine ait olması bakımından bu bölgenin tarihi ve yerlileri hakkında önemli ipuçları sunabilirdi.
Çin tarih tezleri paramparça oldu
O zamana kadar Çin resmi makamlarınca ortaya konan tarihsel tezlerde, Doğu Türkistan toprakları en eski zamanlardan bu yana Çinli halkların yerleşmiş ve yaşamış olduğu bir toprak parçası olduğu öne sürülüyordu. 
Bu resmi tarih tezine göre bölgeye  ilk kez milattan önce ikinci yüzyılda Çinli bir general tarafından ulaşılmış ve bu topraklarda yerleşilmeye bu dönemden sonra başlanmıştı. Dolayısıyla bölgenin gerçek sahibi ve yerlileri Çinli topluluklardı ve Uygurların hak iddia etmelerinin tarihsel bir dayanağı yoktu.
Ancak bu tezler mumyaların bulunmasından sonraki ilk aylardan itibaren ciddi bir darbeye uğradı. Herşeyden önce mumyalar tahminen 3000 yıl kadar öncesine gidiyordu ki bölgenin Çin tarafından öne sürülen tarihsel başlangıç noktası yanlışlanmış oluyordu.
Dahası ilk bakışta göze çarpan mumyaların fiziksel özellikleri mumyaların Çinli toplumlara ait olmadığını açıklıkla ortaya koyuyordu. Mumyalar göz ve burun özellikleri ve vücut yapısı bakımından Çin toplumlarının ırki niteliklerinden tamamen ayrılıyordu.
Uygurlar mumyalara sahip çıkıyor
Bu noktada mumyalar üzerinde yürütülen tartışmaya bölgede yaşayan Uygurlar dahil olmaya başladı.  Baştan beri Çin’in tarihsel iddialarını kabullenmeyen Uygur halkı için bu mumyalar önemli bir araçtı. Her ne kadar ilk zamanlarda mumyalar üzerinde gen  çalışma taleplerine Çinli yetkillerce izin verilmese dahi  mumyaların Çinli olmaması Uygur halkı için yeterince önemli bir bulguydu.
Uygurlar için Çin Halk Cumhuriyeti’nin Doğu Türkistan topraklarının ezelden beri Çin toprağı olduğu iddiasına karşı önemli bir kanıt elde edilmişti. Bölgede yaşayan Uygur milli tarihçilerinin bu mumyalar üzerinden yeni tarihsel iddialar ortaya koymaya başlaması üzerine ani bir kararla Çin hükümeti mumyalarla ilgli her türlü bilimsel araştırmayı yasaklar. 
Ancak bu sırada Çin yetkillerinin hiç de istemediği bir olay gerçekleşir ve konu yabancı basın tarafından da gündeme getirilmeye başlanır.
Pensilvanya Üniversitesi Çin Dili ve Edebiyatı  öğretim görevlisi olan Victor Mair, 1989 yılında Doğu Türkistan’da bir müzede gezerken tesadüfen müzenin arka odalarından birinde bu mumyalara rastlar. Mair, Asya kıtasındaki en önemli arkeolojik buluş olarak tanımladığı bu mumyaların öyküsü üzerine çeşitli çalışmalar yaptıktan sonra Tarım Mummies adlı bir kitap da kaleme alır.
Konuya olan ilginin artması ve özellikle bu mumyaların arasından en meşhuru olan ‘Dolan Güzeli’ hakkında araştırmaların yoğunlaşması üzerine Çinli yetkililer bazı önlemler alarak bu iddiaları çürütmeye çalışır.
Çin araştırmaları engellemek istedi
Alınan önlemler arasında resmi tarih tezlerinin propagandası yanında bazı polisiye tedbirler de vardır. Örneğin mumyalar ile ilgili araştırmaları engellenmek için daha önce verilen izinler de iptal edilerek araştırmacıların bulgularına el konulmaya başlanır. 
Mair’in yaptığı çalışmalar ve daha sonra başta National Geographic olmak üzere konunun ilgililerinin bölgeye yaptığı ziyaretler ile mumyalar kısa zamanda dünyaca üne kavuşur.
“Dolan Güzeli” Sembol oldu
Özellikle de Dolan Güzeli adı verilen kadın mumya tüm bu mumyaların sembolü haline gelir. Bu mumya aynı zamanda Çin’in bölge ile ilgili iddiaları karşısında Uygurlar için önemli bir simgeye dönüşür. Mumyanın resimleri ve bilgisayar üzerinden yaratılan illustrasyonları sıkça kullanılmaya ve Dolan Güzeli için şarkılar yazılmaya dahi başlanır. 
Daha sonraki yıllarda farklı grupların mumyalar üzerine yaptıkları çalışmalardan çıkan sonuçlar Çin resmi tarihindeki Çin medeniyeti algılaması konusunda daha fazla soru işaretleri ortaya çıkmasına sebep olmaya başlar.
Mesela Çin resmi tarihindeki Çin medeniyetinin tarihsel dönüşümünün son derece nevi şahsına münhasır bir şekilde ve diğer medeniyetlerle etkileşim halinde olmadan gerçekleştiği tezini yalanlayan bulgular keşfedilmeye başlanır.
Çin’in milliyetçi tarih tezinin aksine Çin medeniyeti ile Batı medeniyeti ve toplumları arasındaki etkileşimin çok öncelerden beri mevcut olduğu hakkında somut verilere ulaşılır ki bu da Çin medeniyetinin benzersiz biçimde saf ve katıksız olduğu fikrini zedeleyen bir bulgudur.
Tarım mumyalarının üzerinde genetik çalışmaların Çinli yetkililer tarafından önlenmeye devam edilmesi 1990’lı yılların sonlarına doğru bir kısım tarihçi ve arkeoloğu mumyaların üzerindeki dokumalar üzerinde araştırma yapmaya iter.
Bunların içinde en önemli çalışmayı da Elızabeth Wayland Barber yapar ve ‘The Mummies of Urumchi’ adıyla kitaplaştırdığı çalışmasında mumyalar üzerindeki dokumaların ancak Kafkaslarda karşılaşabilecek özellikler  taşıdığını ortaya çıkarır.
Gerek dokumada kullanılan yünler gerekse dokumaların üzerindeki şekil ve renkler eski Çinli toplumların üzerinde görülen kıyafet özellikleriyle örtüşmemektedir.
Mumyalar ile ilgili spekülasyonların gitgide resmi tarih savunucularını köşeye sıkıştırmaya başlaması üzerine Çinli yetkiller kendilerince bir açılım yaparak sınırlı sayıda araştırmacının mumyalar üzerinde genetik araştırma yapmasına izin verir.
Çalışmaların sonucunda mumyaların karışık bir ırki yapıdan gelme olasılığı güç kazanır ancak sonuçlar kesin değildir. Tüm bu tartışmalar mumyaların biz dizi sergi için Amerika Birleşik Devletleri’ne getirilmesi ile yeniden alevlendi.
Amerika’da iki kentte sergilenen mumyalar  Pennsylvania Üniversitesi Müzesi’ne geleceği sırada Çin Hükümeti alelacele bazı teknik detayları bahane ederek mumyaları sergiden çekmeye karar verdi.
Ancak Çin hükümeti her ne kadar kararın tarihi eserlerle ilgili yönetmeliklerinden kaynaklandığını iddia etse de bu iddia ne Amerikan medyası ne de konunun takipçileri tarafından kabul görmedi.

Uygurlara yönelik Çin baskısı da gündeme geliyor

Özellikle Amerikan medyasında çıkan konuyla ilgili tüm haberler Uygur meselesi ve mumyaların bu meseleyle olan ilişkisine dikkat çekti. Bu kararla Çin’in bölgede sürdürmekte olan baskı siyaseti ile başta internet olmak üzere yürüttüğü sansür uygulamaları da yeniden tartışılmaya başlandı.  Bunun üzerine Çinli yetkililer kısa bir süreliğine serginin açılmasına izin verdi.
Her ne kadar serginin açılışında sorunun teknik bir yanlış anlama meselesi olduğu söylense de mumyaların Çin hükümeti  için ne anlama geldiğini az çok bilen herkes asıl meselenin farkında.
Bölgede en son 2009 yılınının temmuz ayında meydana gelen etnik çatışmalardan sonra bölge uzun süreliğine karantinaya alınmış ve yüzlerce kişi idam edilmişti.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin tüm ahenkli ve uyumlu toplum iddialarına rağmen bölgede yaşayan Uygurların ne kadar zorluk ve baskı altında yaşadığının bu mumyalar sayesinde bir kez daha gündeme gelmiş olması Pekin’in milyarlarca dolar harcadığı propaganda çalışmaları için de oldukça yıkıcı bir etki yapmış oldu.
Mumyaların gerçek kimliği belki uzun bir süre ortaya çıkmayacak ve belki mumyalar beraberinde gömüldükleri sırları hiçbir zaman açığa çıkarmayacak.
Penn sergisi öncesi meydana gelen gelişmeler Çinli yetkillerin de uzun süre bu sırları ortaya çıkarabilecek araştırmalara izin verme niyetinde olmadığını gözler önüne seriyor.
Ancak mumyaların dna’sı kime yakın olursa olsun, mumyaların hayaleti Çin’in resmi tarih tezindeki gedikler açmaya devam edeceğe benziyor.
Uygurlar için ise mumyalar şimdiden Hobsbawm’ın ifadesiyle milli duygular için icat edilen bir geleneğe dönüştü. Bundan sonra nereye giderse gitsin mumyalar gittikleri yerde Doğu Türkistan’da yaşanan tartışma ve çatışmanın sembolleri olmaya devam edecek.
Kaynak: http://www.euractiv.com.tr
(*) Kılıç Buğra Kanat Ortadoğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olduktan sonra Milwaukee Marquette Üniversitesi’nde Uluslararası Çalışmalar Syracuse Üniversitesi’nde de Siyaset Bilimi Masterı yaptı. Halen Syracuse Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde doktora eğitimini devam ettirmektedir. Emaıl:kbkanat@maxwell.syr.edu

ÇEVRE FELAKETİ YAŞANIYOR
Mustafa Nevruz SINACI (*)
 “Dünya, elektrik üretiminde rüzgâr ve güneş enerjisi peşinde…”
Uluslararası Geochange Kurulu ve Ülkeler Deprem Kestirme Ağı Başkanı Prof. Dr. Elchin Khalilov “Yerkürede oluşacak olağanüstü değişimler” konulu raporunda, 2011 yılında sel, fırtına ve tornadoların yanı sıra, deprem ve yanardağ patlamalarında da artış olacağını belirterek, “2011 yılı dünyanın sismik ve volkanik aktivitesinin doruğa ulaşacağı bir yıl” dedi. Nitekim, Geçen yıl Avrupa da hava trafiğini felç eden Eyjafjallajokull Yanardağının ev sahibi İzlanda’da Bardarbunga isimli büyük volkan da patlama eşiğindeymiş (10.02.2011-Milliyet)
Ayrıca, geçen yıl ülkemizde Trakya, Marmara ve Karadeniz bölgelerinde, bu yıl da Bodrumda yaşanan, yine Avustralya’da büyük zararlara yol açan sel felâketlerinin, bizlere doğamızın son uyarıları olarak algılanmasını isterim. Bunun sonucu, ülkemizde özellikle önümüzdeki dönemde olası sel felâketlerine karşı gereken önlemlerin alınmasını halkımızdan, STK kuruluşlarından, tüm yerel yönetimlerden ve ilgili bakanlıklardan isteyelim!…
Ne yazık ki güzel ülkemizde siyasi yaşam gündemi, ya dinsel ya da etnik milliyetçiliğe dayalı hale geldi. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde çevre kirliliğine karşı duyarlı bir siyaset ve siyasi güç söz konusu değil. Oysaki dünyanın ve bölgemizin gündeminde çok acil olan birçok çevresel konu ve proje beklemekte.. Özellikle çevre kirliliği için alınması gereken önlemler gecikirse, çözümler zorlaşacaktır. Örneğin; Tuzlayı çürük yumurta ve yanık yumurta kokusu sardı. Tuzlada yaşan çevre kirliliğine dikkati çekmek için toplanan 20.000 imza TBMM ye sunuldu. Dericiler Organize sanayi bölgesine ait krom, sülfür, boya ve ağır metal içeren atıksuların arıtılmadan Umur deresine deşarj edildiği belirtiliyor (19.11.2010-Milliyet)
Ermenistan’daki eski model Medzamor nükleer santralından radyasyon sızmaları olduğu iddiası üzerine Iğdır, Ağrı, Muş, Tunceli, Hakkari ve Şırnak’ta 100 yerde ölçümler yapılıyor (25.01.2011-Milliyet). Ukrayna’da patlayan Çernobil nükleer santralının feci sonuçlarını lütfen hatırlayın ve Doğu bölgesindeki vatandaşlarımızın yaşamını ve sağlığını tehdit edecek bu riske karşı uyanık olalım.
Ülkemizde de, Mersin-Akkuyu’da Ruslar tarafından yapılacak nükleer santralın dünyada bir ilk olacağını ve 2007 de çıkardığımız yasada, kurulacak santralın kuracak şirketin ait olduğu ülkede 5 yıl denenmiş olması şartına uymadığı ortaya çıktı. (11.07.2010-Cumhuriyet)
Konya’nın Çeltik ilçesi Küçükhasan beldesindeki Akgöl, 1970’lerde DSİ Genel Müdürlüğü tarafından tarla açılmak amacıyla kurutuldu. Şimdi Türk-Alman bakanlıklarının işbirliği ile yeniden hayata döndürülüyor (10.2.2011-Cumhuriyet), 
Konya’da obruk alarmı: Konya da son iki yılda 10 ayrı bölgede yeni obruklar oluştu. Böylece obruk sayısı 100’e yükseldi. Yanlış sulama yüzünden açılan ve yeraltı suyunu tüketen 5500 artezyen kuyusunun ancak 935 tanesinin ruhsatlı. (02.01.2011-Haberkonya)  Sakarya Belediye Başkanı hakkında, Marmaray çalışmalarında çıkarılan 4.000 kamyon hafriyatı, Sapanca gölüne döktürdüğü iddiasıyla dava açıldı. (18.01.2011-Milliyet)
Zeytinin canına ot tıkayacaklar:
Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılmasına dair yönetmelikte değişiklik yapılarak zeytinlik alanların üzerinde elektrik üretim tesisleri, madencilik, petrol ve doğalgaz arama ve işletme faaliyetleri, savunmaya yönelik stratejik girişimler yapılmasına imkân vermek için taslak yasa hazırladı. (27.01.2011-Cumhuriyet)
Sağlığımız açısından büyük risk taşıyan Nişasta bazlı şeker (NBŞ) Avrupa ülkelerinde yasaklanırken, bizde kotası arttırıldı (09.02.2011- Cumhuriyet). NBŞ ye karşı tüm dünyada tercih edilen Şeker pancarında, ülkemiz dünyanın en büyük 4. üreticisi. Bu üretimle ülkemizde tarım işçilerine umut olan ve işsizliğe çare sayılan şeker pancarının işlendiği şeker fabrikalarımız da ne yazık ki özelleştiriliyor.
Hatırlatma: “Bir şahsın yaşadıkça memnun ve mutlu olması için lazım gelen şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmasıdır” Mustafa K. ATATÜRK
***
ÇEVRE FELÂKETLERİ VE ÖZELLEŞTİRME
Mustafa Nevruz SINACI
Maçahel’de düğün var!
Geçen yıl olası çevre felaketleri için gereken önlemleri düşünmeden özelleştirme yüksek kurulu onayı ile satılan onlarca HES’ler için çevreye duyarlı vatandaşlar iptal davaları açtılar. Özellikle Rize bölgesinde birçok HES satışı için iptal kararı çıktı (09.02.2011-Cumhuriyet)
Yine Trabzon da üzerine 7 adet HES kurulacak olan Galyan dere havzasının tutsak hale geleceği belirtiliyor (07.02.2011-Cumhuriyet). Bu santrallerin yaratacağı çevre kirliliğinin ekosistemi tehdit ettiği ve içme sularının kalitelerinin tartışıldığı JMO toplantısında 10 yıl sürecek inşaat çalışmalarında pek çok kirleticinin suya karışacağı ifade edildi.
Güzel ülkemizde alınan maden arama izni ile binlerce dönümlük orman arazimiz ve yüz binlerce ağacımız katlediliyor. Son 4 yılda verilen maden ruhsat sayısı 45.000’e çıkarken, Türkiye’mizin üçte birlik alanı yabancılara tahsis edilmiş oldu (12.06.2010-Cumhuriyet). 1923-2004 arası verilmiş ve yaşayan yaklaşık 1500 ruhsat varken, Mayıs-2004 de yürürlüğe giren yasal düzenleme ile 4 yılda 43.500 ruhsat verilmiş!..
Ne yazık ki ülkemizde her seçim döneminde Orman affı çıkar ve birçok işgalci bu aftan yararlanır. Şimdi de 2B düzenlemesi ile sadece İstanbul’da 77.000 dönüm orman arazisi talana açılmış oluyor (06.02.2011-Cumhuriyet). 2B arazilerinin yasa çıkartılarak satılmasının Anayasanın 169 ve 170. Maddelerine aykırı olduğu ve konunun Anayasa Mahkemesine taşınması halinde daha önce 5 kez iptal kararı veren yargının bu satışları da iptal edeceğine kesin gözüyle bakılıyor.
Yukarıda sayılan çevresel tehlikeler dışında, güzel işlerde oluyor.
Kırmızı telefon harekete geçirdi. Tarım Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü, Greenpeace’in başlattığı Kırmızı telefon eylemi sonunda harekete geçti. Greenpeace Akdeniz kampanyası ile yavru balık avının durdurulması için imza veren 272.000 kişi ve 5000 SMS ile 2070 arama sonuç vermiş (11.02.2011-Cumhuriyet) Yapılan yanlış özelleştirmeler sonucu faaliyeti neredeyse sona erdirilen EBK yeniden harekete geçirildi. 17 büyük kentimizde halkımıza ucuz, sağlıklı ve hijyenik et ve et ürünlerini franchising sistemi ile satmak için 100 adet mağaza açıyor. (11.02.2011-Milliyet)  Yerli tohum elden ele gezmeye başladı. Yerli tohum satışının Tohum Yasası ile yasaklanması ardından üreticiler, yüzyıllardır uyguladıkları yöntemle sakladıkları tohumları paylaştı. Seferihisar da düzenlenen Yarımada Tohum Takas Şenliğinde yerli üretimin önemine vurgu yapıldı. (06.02.2011-Cumhuriyet) Çöpten elektrik: Ekolojik enerji 8 yıl önce Kemerburgaz’da kurduğu TUBİTAK destekli merkezde tüm atıkları gazlaştırarak çöpten elektrik üretmeyi başardı. (09.02.2011-Cumhuriyet)
Tüm dünyanın yaşamsal açıdan korunması için gereken önlemlerin alınması sorunu sadece ülkemizde değil her ülkede ele alınmalıdır. Bunun için de geleceğin kentlerinin otomobilsiz ve çevreci olması gerekmektedir. Nitekim İngiliz Daily Mail gazetesi de kentleri kökten değiştirecek çevre korumalı projeleri uygulayan dünya ülkelerini yazdı. Londra, Tokyo ve Tayvan gibi kentlerde daha ekolojik bir yaşama geçilmesi ve daha az enerji tüketilmesi için güneş ve rüzgar enerjisinden faydalanılacağı, trafikteki araç sayısının düşürüleceği belirtildi (09.02.2011-Milliyet). Darısı başımıza diyerek, ülkemizde elektrik üretiminde rüzgâr ve güneş enerjisinden yararlanacak kurum ve kuruluşlarımızı hep birlikte destekleyelim. Umarım yukarıda sıralamaya çalıştığım çevre felaketlerine karşı çeşitli önlemleri hep birlikte alırız. Aksi halde dünyanın en güzel ülkesinin doğal yaşam olanaklarını göz göre göre kaybedeceğiz.
NOT: Japonya ve Kızılhaç, 1999 depreminin ardından Yalovada bir hastane yaptırdı. Amaç depremzedelere psikolojik destek verebilmekti. Ancak yapımı 7 yıl önce biten hastane bir türlü hizmete açılamadı. Modern cihazlarla donatılan hastane binası geçen sürede yıprandı ve yağmalandı. Şimdi binanın okula çevrilmesi isteniyor ama bürokratik engeller varmış.
(*)   Referanslar ve kaynak: Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR 

(**) Bu makaleler, 20 ve 21 Şubat 2011 tarihli (Ulusal) ANAYURT Gazetesi’nden alınmıştır.