Aylık arşivler: Şubat 2009

EKOTURİZİM NEDİR?

EKOTURİZİM NEDİR?
Ekoturizm, oldukça yeni bir kavram. İlk kez 1992 Rio Çevre Zirvesi’nde sürdürülebilir bir dünya ve çevre için kriterler ortaya konmuştu. Bu kriterler, turizme de uyarlanarak, çevreye zarar vermeden, ondan yararlanma yöntemlerinin geliştirilmesi ve tüm yerli halkların kültürlerini yoketmeden, onların turizm faaliyetlerinden yararlanmalarının sağlanması şeklinde özetlenmişti.Günümüze kadar geçen süreç içinde, giderek “ekoturizm” kavramı ve tanımı benimsendi ve 2002 yılının Mayıs ayında, Kanada’nın Quebec kentinde, 133 ülkeden gelen 1100 delegenin katılımıyla yapılan “Dünya Ekoturizm Zirvesi”nde, tüm ülkelerin benimsediği ortak bir tanım saptandı. Buna göre ekoturizm, “yeryüzünün doğal kaynaklarının sürdürülebilirliğini güvence altına alan, bunun yanısıra yerel halkların ekonomik kalkınmasına destek olurken, sosyal ve kültürel bütünlüklerini koruyup gözeten bir yaklaşım ya da tavır” olarak benimsendi.Bu kavramı benimseyen ülkelerin, doğal sonuç olarak benimsemeleri gereken prensipler ve uygulayacakları yöntemler ise şöyledir:
Ekoturizm politikaları geliştirmek ve planlama yapmak
Ekoturizm için kurallar geliştirmekEkoturizm alanında ürün geliştirmek, pazarlama ve tanıtım yapmak
Ekoturizmin getiri ve götürülerini ( maddi ve manevi ) izleyip saptamak
Ekoturizmde uyulması gereken kurallar
Yukarıdaki tanım uyarınca ekoturizm, herşeyden önce “çevre ve kültür değerlerinin sürdürülebilirliğini garanti altına alan, yerel halklara maddi yarar sağlayan turizm” olarak kavransa da, ağırlıklı faaliyet alanı olarak doğada yapılan turizm türlerini kapsamaktadır.Buna göre, el değmemiş doğada yapılan tüm turizm çeşitleri, ekoturizmin kapsamına girmektedir. Ekoturizmin iki önemli kriterinden biri olan , “doğal çevrenin sürdürülebilirliği” ilkesine, bu doğa turlarında sıkı sıkıya uyulmalıdır.Doğa turlarında seçilen rota, bu turlar için eğitilmiş uzman rehber kullanılması, turlarda mutlaka uyulması gereken kurallar, çok önemlidir. Gerek tur düzenleyen acentaların, gerekse tur katılımcılarının uyması gereken diğer kurallar ise şöyle özetlenebilir:- Milli Park, Doğal koruma alanı,vb. ilan edilmiş bölgelerde, ilgili bakanlık ve kurumlarca konulmuş kurallara kesinlikle uymak, girilmesi ya da kamp yapılması yasak ya da kısıtlamalı bölgelerdeki yasaklara uymak,- Gezilen veya kamp yapılan yerlerde belirlenmiş gezi rotaları varsa, bunlara kesinlikle uymak, tecrübeli doğa rehberinin uyarı ve yol göstericiliğine uymak- Gezilen yerlerde flora ve faunaya asgari zarar verecek şekilde hareket etmek- Gezi faaliyeti sırasında çevreye hiçbir şekilde atık bırakmamak, doğada silinemeyecek izler bırakmamak- Özellikle nesli tehlikede bulunan hayvanların bulunduğu bölgelerde gürültü,vb. kirlilik yaratmamak- Acentalar için: flora ve faunanın korunmasına özel önem verilen yerlerde gerek yıl içinde, gerekse uzun vadede tur rotalarını, koruma ilkelerini gözeterek, sık sık değiştirmek;yetkili resmi kurumlar tarafından doğa ve dağ rehberliği sertifikasyonu varsa, mutlaka sertifikalı rehberler kullanmak, eğer yoksa, doğa turları konusunda uzman kurum ve kişilerden eğitim almış tecrübeli rehberler kullanmak
Ekoturizmin ikinci önemli kriteri olan “yerel kültürlerin sürdürülebilirliği ve yerel halkların bu turizm faaliyetinden yarar sağlaması” ilkesi ise, iki önemli prensibi barındırıyor. Birincisi, ekoturizm faaliyetinin yapıldığı bölgenin yerel halkının, bu faaliyetten maddi bir pay alması.Bunu sağlamak için öncelikle, uluslararası büyük tur operatörlerinden ziyade, ülke hatta bölge çapındaki daha küçük acentaların ekoturizm faaliyetinde yeralması arzu ediliyor. Bu acentaların, tur programlarını yaparken, olabildiğince tur gereksinimlerini bölgeden sağlamaları, bölgeye maddi yarar sağlanmasının önemli bir önkoşulu. İkinci önemli prensip ise, bir bölgeye turizm aracılığıyla katkı sağlarken, maddi ve manevi kültür unsurlarının bozulmaması prensibi.Otantik kültürlerin, ahlaki değerlerin bozulmadan yaşadığı bölgelerde, turist gruplarının bu değerlere saygılı davranması gerekiyor. ( kılık-kıyafet konusuna özen göstermek, dini ve ananevi değerlere saygılı davranmak, yerel yeme-içme-eğlenme,vd. geleneklere uyumlu davranmak ve mümkün olduğunca katılmak, vs. gibi ) Ayrıca maddi kültür eserlerine de saygılı davranmak, korumacılığı desteklemek, gerek turizm profesyoneli, gerekse tüketici olarak, yerel dokuyla uyuşmayan modern mimari ürünleri yerine, koruma altına alınmış otantik yapılarda hizmet veren konaklama tesislerini tercih etmek ve desteklemek gerekiyor. Artık tüm dünyada bu çevreci tutumu benimseyen acentalar ve onların turları destek görüyor ve tercih ediliyor. Hatta bu anlayışla faaliyet gösteren acentalara, özel ödüller, belgeler veriliyor. Gerçekten de, insanların tüm yeryüzünde birbiriyle buluşması, kaynaşması ve barış içinde bir arada bulunmasını sağlayan turizm hareketleri, ancak böylesi bir anlayışla, var olan değerlere zarar vermeden sürdürülebilir.
Türkiye’nin Ekoturizmdeki şansı ve bulunduğu nokta
Ülkemizin zengin coğrafyası ve doğal potansiyeli, doğa turizmi türleri açısın-dan büyük bir şanstır, ancak bilinçsizce davranılması sonucunda, hızla çevre de-ğerlerinin bozulması da kaçınılmaz olacaktır. Bu potansiyel tehlikeyi acilen görüp, doğa içinde yapılan tüm turizm türlerinde “çevreyle barışık” tarz ve yöntemleri benimsemeliyiz. Ekoturizm kavramı Türkiye’de yeni tanınan bir kavram ve maalesef, resmi kurumlar bu turizm türünün sürdürülebilmesi için, gerekli düzenlemeleri yapmış değiller. Bu konuda ilgili bakanlıkların ( Turizm, Orman, Çevre, Kültür ) acilen koordineli bir çalışmayla, ortak ve kesin kurallar ( ve gerekli yerde cezalar ) saptamaları, dağ ve doğa rehberliği için sertifikasyon programları geliştirip uygulamaya koymaları, ekoturizm bölgeleri ve rotaları saptanması, en öncelikli önlemlerdir.Bunlarla paralel olarak ve daha uzun bir süreç boyunca da, hem turizm profesyonellerinin, hem de bölge halklarının, ekoturizm konusunda bilinçlendirilmeleri ve eğitilmeleri gelmelidir. Özellikle ekoturizmden gelir sağlayacak olan bölge halklarının, sahibi ve bekçisi oldukları doğal ve kültürel zenginliklerin bilincine varmaları ve ancak bunları koruyarak, insanlığa ve kendilerine fayda sağlayacaklarını kavramaları gerekmektedir. Yerel yöneticilere ve bölge halklarına, ekoturizm tür ve çeşitleri ve yöntemleri hakkında eğitim, kurs ve brifingler verilmeli, kendilerinin de ürün ve eko-konaklama imkanları geliştirmesi için destek sağlanmalıdır. Turizme erken açılmış bazı kıyı bölgelerimiz hariç, henüz ülkemizin pek çok bölgesinde doğa bozulmamış ve bakirdir ve özellikle endemik türler, flora ve fauna konusunda dünyada eşine az rastlanır bir zenginlik vardır. Buna sosyo-kültürel değerler de eklenince, Türkiye, ekoturizm konusunda potansiyel bir cennettir. Bu potansiyeli değerlendirip geliştirmek, hepimizin görevidir.
KAYNAKLAR

ORGANİK TARIM TOPRAĞA YARARLI

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Uzun: ‘Üreticiler tarlada verim artsın, daha çok ürün çıksın diye tarım ilaçları kullanıyor, toprağı kirletiyor. Organik tarımla toprağın canlılığı korunuyor’ dedi.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) ZiraatFakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sezgin Uzun, verimin artması için kullanılan tarım ilaçlarının toprağı kirlettiğini, organik tarımın,toprağın temizlenmesi için de gerekli olduğunu bildirdi. Prof. Dr. Uzun, yaptığı açıklamada, doğadaki dengenin, suni gübre ve zirai ilaç kullanımı ile büyük ölçüde bozulduğunu söyledi. Daha çok ürün almak uğruna toprağın kirletildiğini, bilinçlendirmeçalışmalarının da işe yaramadığını ifade eden Prof. Dr. Uzun, şu bilgileri verdi: “Tükettiğimiz yiyecekler, içecekler, çok sayıda katkı maddesibarındırıyor. Üreticiler, tarlada verim artsın, daha çok ürün çıksın diye tarımilaçları kullanıyor, toprağı kirletiyor. Bu ilaçlar insan ve toprak sağlığını olumsuz yönde etkiliyor. Yapılan bütün açıklama ve uyarılara rağmen ilaç kullanımı devam ediyor. Bilinçli tarım yapılmıyor.” Prof. Dr. Uzun, tarımda kimyasal ilaç kullanan çiftçilerde kanser riski görülme olasılığının fazla olduğunu, ABD’de yapılan bir araştırmada tarımda kimyasal ilaç uygulayan kişilerin uygulamayanlara göre 5 kat daha fazla kansere yakalanma riski olduğunun ortaya çıktığını, bu nedenle de organik tarımın daha da önem kazandığını kaydetti.

“TOPRAĞI ORGANİK TARIM KURTARABİLİR”
Gübre ve zirai ilaç kullanımı ile toprağın giderek verimsizleştiğini, kirlendiğini belirten Prof. Dr. Sezgin Uzun, bu nedenle organik tarımın geliştirilmesinin çok önemli olduğunu vurguladı. Organik gıda ürünlerinin insan sağlığı için çok önemli olduğunun altını çizen Prof. Dr. Uzun, şöyle devam etti: “Organik tarımla toprağın canlılığı korunuyor. Yapılan bir araştırmada, organik ürünlerle beslenen insanların çok daha huzurlu ve sağlıklı olduğu ispatlanmıştır. Gelecekte daha sağlıklı nesillerin yetişmesi için şimdiden önlem alınması gerekmektedir.” Organik tarım çalışmalarının geliştirilmesi ve verimin arttırılması gerektiğini bildiren Prof. Dr. Uzun, üniversite olarak, organik tarım uygulamasına geçmek isteyen bütün üreticilere destek sağladıklarını söyledi.